1840’tan 2023’e Türkiye’nin Elektronik Haberleşme Altyapısı

Paylaş
1840’tan 2023’e Türkiye’nin Elektronik Haberleşme Altyapısı

Türkiye’de elektronik haberleşmenin geçmişi, bugünkü anlamıyla telekomünikasyon sektörünün çok öncesine, 1840 yılında kurulan Osmanlı Posta Nezareti’ne kadar uzanıyor. Elektronik haberleşme hizmetleri daha sonra 1909 yılında kurulan PTT ile devam etti. 1995 yılında posta ve telekomünikasyon hizmetlerinin birbirinden ayrılmasıyla birlikte telekomünikasyon alanındaki faaliyetler Türk Telekom üzerinden sürdürüldü.

Mobil haberleşmenin Türkiye’deki serüveni ise 1986 yılında kurulan NMT-450 analog mobil telefon, yani araç telefonu şebekesiyle başladı. Bu sistem 2000’li yılların ortalarına kadar kullanıldı. 1994 yılında Turkcell ve Telsim’e verilen GSM-900 lisanslarıyla birlikte dijital hücresel mobil haberleşme dönemi başladı ve ilk kez PTT-Türk Telekom dışında özel sektör şirketleri bu alanda faaliyet göstermeye başladı.

1998 yılında Türk Telekom, Turkcell ve Telsim ile imzalanan imtiyaz sözleşmeleriyle bu şirketlere 25 yıllık faaliyet izni verildi. Aynı yıl gerçekleştirilen GSM-1800 lisans ihalesini kazanan Aria ile Türk Telekom iştiraki Aycell'in hizmete başlamasıyla mobil telekomünikasyon sektöründeki firma sayısı dörde çıktı.

Serbestleşme ve yeni dönem

2000 yılında Telekomünikasyon Kurumu'nun kurulması, elektronik haberleşme sektöründe düzenleyici ve denetleyici bir yapının oluşturulması açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Kurumun adı daha sonra, 5 Kasım 2008 tarihinde yayımlanan 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) olarak değiştirildi.

2002 yılında yapılan İnternet Servis Sağlayıcısı (ISS) yetkilendirmesiyle ilk kez Türk Telekom dışında özel sektör şirketleri elektronik haberleşme hizmetleri vermeye başladı. 1 Ocak 2004 tarihinde sabit telekomünikasyon hizmetlerindeki tekelin kaldırılmasıyla Türkiye telekomünikasyon pazarı serbestleşti ve bugün de çok sayıda özel sektör şirketinin faaliyet gösterdiği rekabetçi bir yapı oluştu.

2004 yılında Türk Telekom'un uydu birimi ile Kablolu TV şebekelerinin bir araya getirilmesiyle kamu sermayeli Türksat kuruldu. Bunu 2005 yılında Türk Telekom'daki %55 kamu hissesinin Lübnanlı Öger Telekom'a, 2006 yılında ise TMSF'nin elinde bulunan Telsim'in İngiliz Vodafone'a satılması izledi.

Mobil haberleşmede 2008 yılında Turkcell, Vodafone ve Avea'ya 20 yıl süreyle 3G yetkilendirmesi verildi. 2015 yılında ise aynı işletmecilere 15 yıl süreyle 4G yetkilendirmesi yapıldı.

2000'li yıllarda Türkiye, dünyadaki genel eğilimle de uyumlu biçimde sabit telefon altyapısının yanında mobil telefon, mobil internet, genişbant internet, uydu ve fiber altyapılarını geliştirdi. Böylece telekomünikasyon hizmetleri Türkiye'nin neredeyse her noktasına ulaştırıldı. Rekabetin de etkisiyle hizmet çeşitliliği arttı, hizmetlere erişim kolaylaştı ve kullanım bedelleri ucuzladı.

Telekomünikasyon sektöründe yeni gerçeklik: Ses yerine veri

2010'lu yıllara gelindiğinde ise telekomünikasyon sektörünün niteliği önemli ölçüde değişti. Telekomünikasyon pazarı, daha önce olduğu gibi belirsizliklerin ve yüksek kâr marjlarının hâkim olduğu gelişmekte olan bir pazar olmaktan çıktı.

Yatırım ve işletme maliyeti görece düşük olan, dakikası üzerinden ücretlendirilen ses temelli hizmetlerin kârlı dönemi sona ererken, veri temelli internet hizmetleri dönemi başladı. Rekabet yoğunlaştı, kâr marjları düştü; buna karşılık müşteri beklentileri sürekli arttı ve teknolojiler çok daha hızlı değişmeye başladı. Bu da sektörde yatırım ihtiyacını sürekli artıran yeni bir yapı ortaya çıkardı.

Bu dönüşümün en önemli sonuçlarından biri, veri trafiğindeki olağanüstü artış oldu. Sosyal medya, Netflix, BluTV gibi OTT uygulamaları ve yüksek veri büyüklüğüne sahip görüntü ve video içerikleri, kullanıcıların “her cihazdan, her yerden ve her zaman” erişebileceği hizmetler haline geldi. Çoğunlukla ücretsiz sunulan bu hizmetler çok daha yüksek bant genişliği ve veri hızı gerektiriyor.

Dolayısıyla telekomünikasyon işletmecileri altyapılarına sürekli yatırım yapmak zorunda kalıyor. Ancak trafik ve bunu karşılamak için yapılan harcamalar hızla artarken abone sayısı ve işletmeci gelirleri aynı oranda büyümüyor. Trafikteki artış ile işletmecilerin gelirleri arasındaki makas giderek açılıyor.

Mobil haberleşmede ise yaklaşık 8-10 yılda bir şebekelerin yenilenmesi gerekiyor. Türkiye'de işletmeci başına yılda 1-3 milyar dolarlık yatırım gerektirebilen bu süreç, şirketler açısından ciddi bir finansal yük oluşturuyor.

Öte yandan mobil işletmecilerinin yaklaşık her 10 yılda bir 3G, 4G, 5G gibi yeni teknolojilere geçmesi ve bu teknolojileri yaklaşık 15 yıl kullanmaya devam etmesi de gerekli. Bu süre hem teknolojinin olgunlaşması ve yaygınlaşması hem de işletmecilerin önceki nesil teknolojiye yaptıkları yatırımları geri kazanabilmeleri açısından önem taşıyor.

Yetkilendirmelerin bu yatırım döngüleri dikkate alınmadan yapılması ise yatırım cazibesini azaltabileceği gibi pazarda güçlü işletmeciler açısından haksız rekabet oluşturabilecek sonuçlar da doğurabiliyor.

Türkiye'nin Bugünkü Durumu

Türkiye'de 2000 yılında sektörün düzenleyici kurumu BTK'nın kurulması ve 2004 yılında telekomünikasyon sektöründeki tekelin kaldırılarak serbestleşmenin başlaması, 2000-2010 yılları arasında sektörün önemli ölçüde gelişmesini sağladı.

Bu dönemde Türkiye uluslararası göstergelerde üst sıralara çıktı ve dünyada örnek gösterilebilecek çok sayıda uygulama hayata geçirildi.

Ancak 2010'lu yıllarda sektörün gelişim hızında belirgin bir yavaşlama ortaya çıktı.

BTK'nın 2020 yılının ikinci çeyreğine ilişkin verilerine göre, 30 Haziran 2020 itibarıyla Türkiye'de elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösteren işletmeci sayısı 461, bu işletmecilere verilen yetkilendirme sayısı ise 838'di. Buna karşılık pazara yeni girişler son yıllarda oldukça yavaşladı ve sektöre yeni giren işletmeci sayısı neredeyse durma noktasına geldi.

Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri de yatırımın ekonomik cazibesiyle ilgili. Avrupa ülkelerinde abone başına ortalama aylık gelir 17,39 Avro seviyesindeyken Türkiye'de bu rakam 5,05 Avro civarında. Bu fark, Türkiye'deki telekomünikasyon sektörüne yönelik yatırım cazibesini azaltıyor.

Genişbant ve fiber altyapısında tablo

Türkiye'de genişbant internet abone sayısı 78,4 milyonu aşmış durumda. Bunun 15,3 milyonu sabit, geri kalan kısmı ise mobil genişbant abonelerinden oluşuyor. Sabit genişbant aboneleri içinde 3,5 milyon fiber, 10,3 milyon xDSL ve 1,2 milyon kablo internet kullanıcısı bulunuyor.

OECD ülkelerinde sabit genişbantın nüfusa göre ortalama yaygınlık oranı %31,4 iken Türkiye'de bu oran %18,4 seviyesinde. Özellikle fiber erişiminin hâlâ oldukça düşük olması önemli bir gelişim alanına işaret ediyor.

Türkiye'de Türk Telekom'a ait yaklaşık 314 bin kilometre, diğer işletmecilere ait yaklaşık 90 bin kilometre olmak üzere toplam yaklaşık 400 bin kilometre fiber altyapı bulunuyor. Fiber optik altyapı yatırımları yavaş da olsa yıllık yaklaşık %10 büyüme sağlayacak şekilde artıyor.

Buna karşın internet kullanıcılarının %68'i 10-30 Mbps, %32'si ise 10 Mbps'nin altında hızlarda aboneliğe sahip. Yapılan testlerde yaklaşık 5 Mbps olan ortalama hızla Türkiye dünya sıralamasında 91. sırada bulunuyor.

Mobil genişbant tarafında ise 63,1 milyon kullanıcı ve %75,9 yaygınlık oranı bulunuyor. OECD ortalamasının %112,8 olduğu düşünüldüğünde Türkiye'nin mobil genişbant alanında da önemli bir büyüme potansiyeli bulunuyor.

Mobil telefon hizmetlerinde toplam abone sayısı 81,7 milyon ve yaygınlık oranı yaklaşık %98,3 seviyesinde. 1 Nisan 2016'dan itibaren sunulmaya başlanan 4G hizmetlerini kullanan abone sayısı da 50 milyona ulaşmış durumda.

Sabit ses pazarında ise 2020 yılının ikinci çeyreğinde 12,1 milyon abone bulunuyor. Nüfusa göre yaygınlık oranı %14,5 seviyesinde. Türkiye'de yaklaşık 40 milyon konut ve işyeri olduğu düşünüldüğünde bu alanda da önemli bir gelişme alanı bulunuyor.

2010'lu yıllarda neden yavaşladık?

BTK verileri, 2010'lu yıllarda Türkiye telekomünikasyon sektöründeki gelişim hızının yavaşladığını ve bazı alanlarda gerileme yaşandığını gösteriyor.

Buradaki temel sorun yalnızca altyapının miktarı değil, sektörün ekonomik yapısı ve işletmecilerin yatırım yapabilme kapasitesiyle de ilgili.

Veri temelli yeni dönemde işletmecilerin mevcut iş modelleri, hedeflenen büyüme ve kârlılık seviyelerine ulaşmak için artık yeterli değil. Bu nedenle bazı işletmeciler kendi asli faaliyet alanları olmayan sistem entegratörlüğü gibi daha düşük nitelikli işlere yöneliyor. Şehir hastaneleri ve kamu kurumlarının BT sistemlerinin kurulumu, bakım ve işletimi gibi işler bu kapsamda değerlendirilebilir.

Ancak telekomünikasyon işletmecilerinin bu alanlarda kendilerinden çok daha küçük IT şirketleriyle rekabet etmesi, hem kendi verimliliklerini ve itibarlarını olumsuz etkiliyor hem de piyasada haksız rekabete yol açabiliyor.

Benzer bir sorun yazılım tarafında da görülüyor. Türk Telekom ve Turkcell bünyelerinde oluşturdukları şirketler aracılığıyla çeşitli yazılım ürünleri geliştirmeye çalışıyor. Ancak bu “in-house” ürünlerin kendilerinden başka şirketlere satılamaması, hatta bazı durumlarda geliştirildikleri şirketler tarafından dahi kullanılmaması önemli bir kaynak israfına dönüşebiliyor.

Bir diğer önemli sorun ise altyapı paylaşımı. Ulaştırma Bakanlığı ve BTK tarafından yıllardır çeşitli düzenlemeler ve zorlamalar yapılmasına rağmen işletmecilerin altyapı paylaşımı ve ortak tesis kullanımında yeterince işbirliği yapmaması, gereksiz ve mükerrer yatırımlara yol açıyor.

Bütün bu nedenler bir araya geldiğinde telekomünikasyon işletmecileri yeterince büyüyemiyor, yeterli kâr üretemiyor ve dolayısıyla altyapılarına ve yeni teknolojilere yatırım yapmak için gerekli kaynakları oluşturmakta zorlanıyor.

Bunun sonucu olarak Türkiye'nin mevcut iletim, yani transmisyon altyapısı önümüzdeki 5G ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalıyor. Genişbant internet ve fiberleşmede de istenen gelişme sağlanamıyor.

Türkiye OECD ülkeleri arasında bu göstergelerde maalesef son üç ülke arasında yer alıyor ve diğer uluslararası göstergelerde de ülkemizin sıralaması yıllar içinde yeterince ilerlemiyor.

Bu tablo doğal olarak yatırım ortamını da etkiliyor. Telekomünikasyon pazarının mevcut durumu ve makro göstergeler nedeniyle Türkiye yeni oyuncu ve yatırımcı çekmekte zorlanıyor. Mevcut yatırımcıların yeni yatırım yapma isteği azalırken altyapı yatırımları da yavaşlıyor.

Ne Yapmalı?

Türkiye'nin elektronik haberleşme altyapısında öncelikli hedeflerinden biri, mevcut bakır altyapının fiber altyapıyla değiştirilmesi olmalı.

Sabit erişimde kullanılan bakır hatların fiber hatlarla yenilenmesi artık bir zorunluluk haline geldi. Belirlenecek bir plan çerçevesinde bu dönüşümün mümkün olduğunca hızlı gerçekleştirilmesi hem internet erişim hızlarının artırılmasını sağlayacak hem de bugün yer altında bulunan bakır altyapının Türkiye ekonomisine yeniden kazandırılmasına imkân verecektir.

Bu fiber dönüşümünün bir başka önemli faydası da mobil şebekeler açısından ortaya çıkacak. Fiber altyapı, baz istasyonlarının merkeze bağlantısı yani transmisyon için de kullanılabilir. Böylece gereksiz yatırımların önüne geçilirken 5G için ihtiyaç duyulan fiber altyapı da oluşturulmuş olacaktır.

İkinci olarak, altyapı paylaşımı ve ortak tesis kullanımı konusunda daha güçlü bir yaklaşım benimsenmesi gerekiyor. Fiber hatlar, kuleler ve benzeri altyapıların ortak kullanımı mutlaka teşvik edilmeli, gerektiğinde zorunlu hale getirilmeli. Böylece mükerrer yatırımlar önlenerek hizmet maliyetleri azaltılabilir.

Telekomünikasyon işletmecilerinin de kendileri için yük ve verimsizlik kaynağı haline gelen faaliyet alanlarından ve iştiraklerinden çekilerek asli işlerine odaklanmaları gerekiyor.

Bununla birlikte işletmecilerin iş modellerini de değiştirmeleri şart. Yeni dönemin temelini oluşturan “Veri Temelli Telekom Hizmetleri” vizyonu doğrultusunda hizmetlerin çeşitlendirilmesi, kullanım oranlarının ve abone başına ortalama gelirin (ARPU) artırılması gerekiyor.

Son olarak işletmecilerin kendi dijital dönüşümlerini hızlandırmaları, iş süreçlerini ve organizasyonlarını bu dönüşüme uygun şekilde yeniden yapılandırmaları gerekiyor. Böyle bir yeniden yapılanma verimlilik ve etkinliği artırırken maliyetleri azaltabilir ve kârlılığın yeniden yükselmesine katkı sağlayabilir.

Bütün bunların yanında telekomünikasyon sektörüne yönelik daha etkin teşvik mekanizmaları oluşturulması da önemli. Sektörün yatırım iştahının yeniden artırılması ve Türkiye'ye bu alanda yabancı yatırımcı çekilebilmesi için uygun bir yatırım ortamının oluşturulması gerekiyor.

Sonuç

Türkiye elektronik haberleşmede önemli bir mesafe kat etti. 1840 yılında posta hizmetleriyle başlayan, PTT'den Türk Telekom'a, analog mobil haberleşmeden GSM'e, genişbanttan fiber altyapıya ve 4G'ye uzanan yaklaşık iki yüzyıllık bir dönüşüm yaşandı.

Özellikle 2000-2010 arasındaki serbestleşme ve rekabet döneminde önemli kazanımlar elde edildi. Ancak veri temelli yeni telekomünikasyon döneminde sektörün karşı karşıya olduğu sorunlar farklılaşıyor. Artık mesele yalnızca daha fazla aboneye veya daha fazla hizmete ulaşmak değil; sürekli artan veri trafiğini karşılayacak altyapıyı, bunu finanse edebilecek işletmeci yapısını ve yeni teknolojilere geçişi sürdürülebilir hale getirmek.

5G'nin ve giderek daha yoğun veri kullanımının gündeme geldiği bir dönemde fiberleşme, altyapı paylaşımı, işletmecilerin asli faaliyetlerine dönmesi, iş modellerinin yenilenmesi, dijital dönüşüm ve yatırım teşvikleri birbirinden bağımsız konular değil. Bunların tamamı Türkiye'nin elektronik haberleşme altyapısının geleceğini birlikte belirleyecek başlıklar.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye'nin önceliği yalnızca yeni teknolojileri kullanmak değil, bu teknolojilerin ihtiyaç duyduğu altyapıyı doğru planlamak, yatırımı yeniden cazip hale getirmek ve elektronik haberleşme sektörünün sürdürülebilir büyümesini sağlayacak ekosistemi oluşturmak olmalı.

Devamını oku

Türkiye’nin İlk Yazılım İhracatı: Bir Teyp Şeridinin Üzerinden Tarih Yazmak

Türkiye’nin İlk Yazılım İhracatı: Bir Teyp Şeridinin Üzerinden Tarih Yazmak

1980’lerin ortasıydı. Türkiye, sanayileşmenin ötesinde “teknoloji üretimi” kavramını yeni yeni duymaya başlamıştı. O yıllarda, Netaş’ta genç mühendisler olarak biz de bilgisayar teknolojilerinin sadece kullananı değil, artık üreticisi olabileceğimize inanıyorduk. İşte tam o dönemde, belki de Türkiye tarihinin ilk yazılım ihracatı Netaş tarafından, ana ortağımız olan Kanadalı Nortel’e

Ahmet Hamdi Atalay tarafından
Mobil Haberleşme Sektöründe Dönüşüm, 5G ve Türkiye’nin Geleceği

Mobil Haberleşme Sektöründe Dönüşüm, 5G ve Türkiye’nin Geleceği

Mobil haberleşme sektörü yaklaşık kırk yıldır devam eden güçlü bir teknolojik dönüşümün merkezinde yer alıyor. 1980'li yıllarda analog 1G teknolojisiyle başlayan bu dönüşüm, her yaklaşık on yılda bir yeni bir neslin ortaya çıkmasıyla birlikte insanların iletişim kurma, bilgiye erişme ve dijital hizmetleri kullanma biçimini değiştirdi. 1990'lı

Ahmet Hamdi Atalay tarafından
Kurum Kültürü: Bir Kurumun Kişiliği ve İtici Gücü

Kurum Kültürü: Bir Kurumun Kişiliği ve İtici Gücü

Bir kurumun başarısını yalnızca sahip olduğu teknoloji, sermaye, insan kaynağı veya fiziksel imkânlarla açıklamak mümkün değildir. Aynı kaynaklara sahip iki kurumun birbirinden çok farklı sonuçlar ortaya koyabilmesinin temel nedenlerinden biri, sahip oldukları kurum kültürüdür. Kurum kültürü, bir kurumun nasıl düşündüğünü, nasıl karar verdiğini, insanlarına ve paydaşlarına nasıl davrandığını ve karşılaştığı

Ahmet Hamdi Atalay tarafından
İnsan Odaklı Siber Güvenlik Stratejileri

İnsan Odaklı Siber Güvenlik Stratejileri

Sosyal ve iş hayatının giderek elektronikleştiği, sayısallaştığı ve canlı-cansız nesnelerin birbirleriyle bağlantılı hale geldiği bir dünyaya doğru ilerliyoruz. "Siber evren" olarak adlandırılan bu dijital dünya, yalnızca insanların internete bağlandığı bir yapı olmaktan çıkmış durumda. İnsanlar, makineler ve nesnelerden oluşan bu evren sürekli genişliyor. 2021 yılı itibarıyla yaklaşık

Ahmet Hamdi Atalay tarafından